Geçen hafta geri bildirimin pozitif de olabileceğini görmezden geldiğimizden ve neden negatife odaklandığımızdan bahsetmiştim. Bu hafta ise madalyonun diğer yüzü olan geri bildirimi nasıl pozitif olarak göğüsleyebileceğimizden bahsetmeye çalışacağım.
Her şeyin hem pozitif hem negatif yanının olduğu kanısındayım. Tıpkı zehrin tanımı gibi bence her şeyin dozu ve bazı şeylerin de nasıl algılandığı ve yaşandığı önemli. Bu nedenle geri bildirimin pozitif yanını da bir kurtarıcı ya da mucize gibi yazmak istemiyorum. Zira her ne kadar sağlıklı bir geri bildirim alma mekanizmamız varsa da kimden alacağımızı seçmekte geri bildirimin pozitif etkisini etkiler.
Geri bildirim bizi nasıl büyütür, pozitif yönüyle etkiler? Emek vererek…
Çünkü emek bizi olduğumuz yerde saymaktan kurtarır, sınırları genişletir ama “neye emek vermek?” diye soracak olursanız şimdi başlıyoruz.
"Seni Görüyorum ve Sana Güveniyorum" Demenin En Samimi Yolu
Seni görüyorum ve sana güveniyorum demenin bence en samimi ve zahmetsiz yöntemi şefkatli bir geri bildirim. Yalnız altını çizerek söylemek istiyorum… Şefkatli.
Eğer hatırlarsanız ilk yazıda şundan bahsetmiştim; kırılgan egolu, hatanın bir tehlike olarak kodlandığı evlerde büyüdüyseniz geri bildirim “güvende değilim” demekti. Oysa konuşulabilen evlerin çocukları için geri bildirim; psikolojik güven demek.
Çünkü; bir insana saygı ve sevgi çerçevesinde geri bildirim verebilmek demek aslında ona güven mektubu sunmak demektir. Seni düşünüyorum demektir…
Düşünsenize; önemsemediğiniz, gelişimine inanmadığınız ya da “zaten değişmez” dediğiniz birine geri bildirim vermek için çaba harcar mısınız? Hayatımızın bir noktasında mutlaka hepimizin yaşadığı ya da yaşandığına şahit olduğu bir durumdan örnek vereyim; kim onarmak ya da kurtarmak istemediği ilişkiyi iyileştirmek için geri bildirim verir? Cemal Süreya “Kadınlar susarak gider” şiiriyle başka şekilde ifade etmiş bence.
O nedenle şefkatli bir geri bildirimi 3 kelime ile anlatacak olsaydım: Görülüyorum, önemseniyorum, güvendeyim derdim.
Sürtünme Olmadan Parlamak Mümkün Mü?
Her ne kadar pozitif etkisinden bahsediyor olsak da geri bildirim doğası gereği “negatif” bir deneyim ya da görüşün paylaşılması belki de “eksik” bir şeyin paylaşılması olduğu için insanda küçük bir sürtünme hissiyatı oluşturabilir. Ve fakat şunu da unutmamak gerekir; doğada ve insanlık tarihinde hiçbir değerli taş, belirli bir basınca ve sürtünmeye maruz kalmadan parlamaz. Nitekim antropolojik olarak da insanlığın tüm gelişimi, çevresinden aldığı geri bildirimlere uyum sağlayabilme yeteneğine dayanır.
Peki sürtünmeye izin vermek ne demek? Savunma kalkanlarını indirmek demek, kırılgan egoya yenik düşüp savunmaya geçmemek demek, bize doğrultulan aynadaki yansımayı kucaklayabilmek demek…
Geri bildirimin parlatıcı gücünü fark etmek ve bu güçten yararlanabilmek, zihnimizde psikolojik bir paradigma değişimi gerektirir. Öncelikle geri bildirimleri kişisel algılamadan onları bir “yargı” olarak değil, sadece bir “ayna” (ki bu karşımızdakinin aynasıdır) ve bir “veri” olarak hayatımıza alabiliriz. Karşımızdaki kişi bizim karakterimizi oylamaz, sadece o andaki ya da belirli bir andaki performansımıza, davranışımıza veya ürettiğimiz bir işe dışarıdan bakar ve bununla ilgili düşüncelerini paylaşır. Bu farkındalığa ulaştığımızda artık savunmaya geçme ihtiyacımız yerini merak duygusuna bırakır ki bence bu muazzam bir duygudur.
Bu merak ile artık biz şunu düşünmeye başlarız: “Acaba bu verinin içinde benim göremediğim ve beni büyütecek ne var?” Bazen bu sorunun cevabı gerçekten bizi tatmin eder bazen bizim için tatmin edici bir cevabı olmaz. Ama bence önemli olan ilk adım önce savunmayı merak duygusu ile değiştirmektir.
Savunmayı merak duygusu ile nasıl değiştirebiliriz?
Çocuklukta öğrendiğimiz ve içselleştirdiğimiz benlik algısını değiştirmek çok kolay değil, farkındalık ve emek istiyor. O eski kalıplardan çıkıp yetişkinliğin özgür alanına girebilmek içinse atılması gereken somut ve pratik adımlar da yok değil.
Tepki sürecini uzatma pratiği ile bu adımlara başlayabilirsiniz. Bir geri bildirim aldığınızda içinizde savunma dürtüsü yükseliyor yani kalp atışınız hızlanıyor, açıklama isteğiniz oluyorsa bunu fark edin. Cevap vermeden önce sadece 3 saniye nefes almak ve içinizden “şu an güvendeyim, sadece bir bilgi alıyorum” hatırlatması yapabilirsiniz.
Teşekkür etmenin gücü genelde iletişimde yok sayılıyor ve bence daha çok pratik edilmeli. Geri bildirim bittiğinde hemen kendinizi açıklamak yerine sadece teşekkür edip üzerine düşüneceğinizi belirtmek egonun yaratacağı savaşı başlamadan bitirir.
Seçici Geçirgen
Vücudumuz yaklaşık 30 ile 37 trilyon arasında değişen mikroskobik hücrelerden oluşur. Şimdi geri bildirim ile hücre konusunun ne alakası var diyeceksiniz. Vücudumuzun içindeki bu muhteşem ve mucizevi mini evren aslında bütünümüzle ilgili çok şey söylüyor. Hücre zarımız seçici geçirgendir. Seçici geçirgenlik hücrenin iç dengesini yani homeostazı korumaya yarar, zararlı atıkları dışarı atmak ve gerekli besinleri içerik almaya yarar.
Biz de tıpkı hücre zarımız gibi her bildirime karşı seçici geçirgen olmalıyız. Geri bildirim kimden geliyor? Hangi tonda ve hangi niyetle geliyor? Geri bildirimler kendi değerlerimiz, hedeflerimiz ve vizyonumuzla ne kadar uyumlu ve bunlara ne kadar hizmet ediyor? Sağlıklı bir seçici geçirgenlik için sağlıklı bir ego ve farkındalığın ışığına ihtiyacımızın yanı sıra alma ve vermenin dengesine ihtiyacımız var.
Büyüme Kültürünü Hayata Taşımak: Vermek ve Almak
Alma-verme dengesinin kurulduğu her ilişkinin sağlıklı olacağına inanıyorum. Sağlıklı yaşanır, sağlıklı büyür ve sağlıklı biter…
Karşımızdakini gerçekten önemsediğimiz için gerçeği nazikçe, inşa edici bir dille söyleyebilmek yani konuyu suçluluk penceresine taşımadan “bunu birlikte nasıl daha iyi yapabiliriz?” sorusunu kalbimize niyet olarak ekerek hafifleriz.
Cevap hazırlamadan, haklı çıkma dürtüsünün ağırlığını sırtımıza yüklemeden sadece anlamak için, gerçekten duymak için dinlemekse her şeyin başlangıcıdır. Tıpkı hayat gibi…
Şefkatle almak ve vermek bizi özgürleştirir…
Kusursuz olmak zorunda değiliz. Sosyal medyanın bizim için yarattığı “kusursuz” anneden, çocuktan, kadından, erkekten ve daha nice kusursuz her şeyden sıkıldık ve bu kusursuzluğa güvenmiyoruz. Hatasını görebilen, esneyebilen ve büyümek isteyen, bağ kurmak isteyen insana güveniyor ve kendimizi yakın hissediyoruz.
Kendimize dışardan bakan gözlerden alacağımız geri bildirimleri karşılamadan önce hatırlamakta fayda var: biz kendimize ne kadar şefkatli geri bildirimler verebiliyoruz? Kendimize verdiğimiz geri bildirimlerimiz ne kadar negatif ne kadar pozitif etkiliyor? İçimizde bize parmak sallayan o acımasız iç sesimizin sesinin yüksekliğinin ne kadar farkındayız?
Her geri bildirim ve bize hissettirdikleri dilerim daha parlak yazılan hikayelere dönüşür…