Bazı kavramlar vardır; siz onları düşünmeye başladığınız anda onlar da bir şekilde karşınıza çıkmaya başlar. Bir süredir gündemimde “neşe” vardı ve sanki bu bir tesadüf değilmiş gibi bu yıl Global Wellness Day’in teması neşe.

Neden bilmem ama bazı duygulara ve insanlara renk vermeyi de severim ben. Bazı insanlar çok turuncudur mesela, hatta 38 sene boyunca hiç turuncu bir şeyim olmadığı halde birkaç sene öncesinde ben de kendimi turuncu hissediyordum. Bazı insanlar çok gridir, bazıları sarı bence, duygular da öyle… Inside Out (Ters yüz) filmini izlediğimde her duygunun bir rengi olduğunu gördüğümde de gülümsemiştim.

Global Wellnes Day temasına bu sene bir renk vermişler “Joy Magenta”… Hâl böyle olunca günün anlam ve önemine de binaen neşeyi yazmak istedim…

Neşeyi Ne Kadar Tanıyoruz?

Birçok kavramı, birçok tanımı bilmediğimizi ve hatta kendimiz için anlamını sorgulamadığımızı düşünüyorum. Üstelik hayatta en çok arzu ettiğimiz kavramlar da bunların başında geliyor; deneyim, haz, mutluluk, neşe…

Hayatımız boyunca durmadan yeni deneyimler peşinde koştuk ve koşuyoruz. Deneyim arzu ediyoruz ama hiç düşünüyor muyuz acaba en fazla arzu edilesi deneyim hangisi? Arzu etmeye değer, bizi en çok derinleştiren ve canlı hissettiren deneyim… Neşe… Ruhun en saf, en aktif ve devrimci eylemi olan… Çoğu zaman haz ve mutluluk kavramlarının gölgesinde bıraktığımız “neşe”…

Modern dünya bizi uzun süredir “haz almaya”, “mutlu olmaya”, “neşeli olmaya” zorluyor. Bütün uygulamalar, popüler içerikler, konuşmalar hep o ulaşılması gereken ideali öğrenmeye ve keşfetmeye çalışıyor ama o kadar kolay mı acaba? Bununla birlikte önemli bir soru daha biz bu her bir duyguyu ne kadar tanıyoruz? Her bir duygunun tanımı sözlükte şöyle yapılmış: 

Haz: (isim) Bir şeyin insanda uyandırdığı hoşlanma duygusu

Mutlu: (sıfat) Yaşadıklarından veya karşılaştıklarından dolayı hoşnutluk içinde bulunan; ongun (I), saadetli, bahtiyar, berhudar, hümayun, mesut.

Neşe: (isim) Mutlu olmaktan doğan ve dışa vurulan sevinç; şetaret.

Ve fakat tanımları bilmekten ziyade Dalai Lama’nın neşe için söylediği şeyi hatırlamak bana hep iyi gelmiştir:

Neşe bir güçtür, onu ekip yetiştiriniz.

Haz, Antik Çağ’dan beri onu tartışan filozofların odağında bir mesele. Hazsız mutluluk olmaz, ama mutlu olmak için de hazlar arasında seçim yapmamız ve onları dengeli hâle getirmemiz gerekir. Haz sürekli değildir… Mutluluk, sahip olduklarımızı arzulayabilmektir… Neşe ise katbekat çoğalmış bir hazdır.

Haz ve mutluluğun ötesinde, hayatta engin bir memnuniyet kaynağı olan neşeyi psikiyatristler François Lelord ve Christophe André şöyle tarif eder:

“Bir olaya verilen ve belirli bir süreyle sınırlı olan bir tepki olarak neşe, aynı zamanda hem zihinsel hem de fiziksel olan yoğun bir histir.”

Benim için neşenin sözlüklere ek bir tanımı daha var: özgürlük.

Özgürleşme yolumdaki her adım beni neşeye götürüyormuş, onu fark ettim. Neşem arttıkça yaşama gücüm artıyormuş, neşem arttıkça güçleniyormuşum ve neşem arttıkça duygularımla kurduğum iletişim de artıyormuş. Kederle, öfkeyle ya da korkuyla, kaygıyla… Negatif duyguların varlığını daha kolay kabul ettiğim gibi bu duygulara da mümkün olduğunca razı olabiliyormuşum.

Neşeyi keşfetmemi de keşfettiğimi görmemi de farkındalığa borçluyum.

Neşe ötelerden, yukarıdan, beriden, dışarıdan gelmiyor. Hatta bu konuda Spinoza ve Nietzsche de aynı yerde buluşuyor: “Neşe yaşayanın kalbinde yazılı, zaten içeride.”

Mesele onu çağırmak, aramak, talep etmek değil, üstünü açmak. Hani o çocukken gülen, etrafımızda kim olduğunu umursamadan içimizden geldiği gibi eğlenen, bizi kimse izlemiyormuş gibi dans eden ve şarkı söyleyen halimiz gibi…

Neşe öğrenilecek bir şey değil, hatırlanacak bir şey.

Spinoza’nın da çok güzel bir tanımı var neşe için: “İnsanın daha küçük bir mükemmellikten daha büyük bir mükemmelliğe geçişi” diyor.

Yani neşe sadece keyifli bir an değil, bizi büyüten, açan, ileri taşıyan bir hareket. Bilim de bunu doğruluyor. Neşe ve sevgi gibi duygular zihni genişletiyor, korku ve kaygı ise daraltıyor. İçimizin daralması da tevekkeli olmuyor.

Peki Neşe Her zaman Mümkün mü? Ya da olmalı mı?

Bu arada yanlış anlaşılmaması adına neşeyi savunmak, sürekli gülümseyen, negatifi hayatından silen, “sadece pozitif düşün” demek değil.

Gerçekçi de değil, iyi de gelmiyor; zira sadece pozitif düşünmenin negatif bir adı da var: toksik pozitiflik.

Neşenin felsefesi bu maskeye karşı çıkıyor. Neşeye kapı açan kişi, üzüntüye kapıyı kapatamaz zira ikisi aynı kapıdan geçiyor.

Karanlığı yok sayarak ışığı bulamayız çünkü hakikatte aradığımız şey geçici bir mutluluk maskesi değil, sürdürülebilir bir neşe.

Fırtınanın ortasında bile içimizdeki o küçük, sıcak ateşi koruyabilmek ve ona geri dönebilmek. Bir ömrü değerli kılan da bu…

Neşeyi Nasıl Daim Kılabiliriz?

Neşe hepimize bu kadar soyut bir kavram olarak gelirken onu soyut bir temenniden çıkarıp üç somut yola bağlayabiliriz…

İlki, tutumlarımız.

Neşe bizim içimizde ve onun bize gelebileceği bir zemin hazırlayabiliriz. “Nasıl?” sorusunun cevabı ise hem çok basit hem de çok zor. Cevap: dikkat, yaşanan anda olmak, güven, açık yüreklilik, iyilikseverlik, karşılık beklememe, şükran, sebatkârlık, oluruna bırakmak. Hiçbiri büyük kararlar, aksiyonlar değil aslında; hepsi günlük, küçük ve tekrarlanabilir. Ayrıca küçük bir sır vermek gerekirse; neşe gösterişli yerlerde durmuyor.

İkincisi ve bence en kıymetlisi, özgürleşme. 

Bundan kişisel olarak bahsettim ama bir de somut yol başlığında bahsedecek olursak; bizi yabancılaştıran şeylerden özgürleştikçe neşeleniriz. Bizi biz olmaktan alıkoyan beklentilerden, başkasının onayından, taşımak zorunda olmadığımız yüklerden kurtuldukça içeride bir yer ferahlar. Neşe bazen yeni bir şey eklemekle değil, fazla olanı bırakmakla hissedilir.

Ve üçüncüsü… Yeniden bağlanma, yani sevgi.

Hiçbir insan sevgisiz, başkalarıyla ve dünyayla bağ kurmadan gelişemiyor. Aristoteles buna “philia” demiş. Eşleri de arkadaşları da birleştiren o derin sevgi. Ve Aristoteles bir de şuna dikkat çekmiş: Philia daima karşılıklılık üzerine kurulu. Bizi sevmeyen birini sevmekten değil, birlikte geliştiğimiz, birbirimizi cesaretlendirdiğimiz birini sevmekten doğar. Anne babamızın bizimle oyun oynadığı, bize baktığı ve bizi cesaretlendirdiği anı hatırlayın… Neşe bağdan doğuyor…

Neşe daha çok bir yön duygusu gibi.

Kendimize yaklaştığımızda, özgürleştiğimizde, sevdiğimizde, bağ kurduğumuzda ve gerçekten o anda bulunduğumuzda ortaya çıkan bir pusula gibi…

Ve sanıyorum hayatın sonunda aradığımız şey de mutluluk değil.

Bütün o telaşın, koşuşturmanın ve arayışın altında özlediğimiz şey; kendimize, birbirimize ve hayata yeniden bağlanabilmek.

Bu yazı; Studio Plus editörlerinden Azade Özaltun Susantez tarafından kaleme alınmıştır.

Neşenizi büyütecek, turunç notalarıyla enerjinizi yükseltecek Lumo Gentle Rise aromaterapi balmı, Global Wellness Day haftasında %30 indirimli.