Bir şeyi kaç gün yaparsak o alışkanlık olur? 21 gün mü?
Yeni yıl kararları, pazartesi sabahı başlayan diyetler, “21 günde hayatını değiştir” vadeden parlak kitaplar ve programlar… Hepimiz bir şekilde takvim yapraklarını işaretleyip irademizi sınamaktan yorulduk. Bize öğretilen klasik ezber neydi? “Zamanla alışkanlık olur, yeter ki sabret” ama insan zihni ve davranış mimarimiz takvimlerden çok hislerle çalışan biraz karmaşık bir ekosistem.
O halde şu soruyla devam edelim… Gerçekten kalıcı bir alışkanlık edinmek için ihtiyacımız olan şey takvimdeki günler mi, yoksa o davranışın bize o an hissettirdiği duygu mu?
Bu soruyu kişisel bir deneyimden yola çıkarak cevaplamak istiyorum. Ağustos ayının son haftasında Doruk Taraktaş’ın Wim Hof Method kampına katıldım. Ne yaşadım, neler fark ettim bunları başka bir zamanda gerçekten anlatmak istiyorum ama tek cümleyle özetlemek gerekirse; “Bu kamp kesinlikle sadece 400 kg buz dolu bir küvete girebilmek değildi!”
Eee Azade! Bunun alışkanlıkla ne alakası var derseniz hemen sadede geliyorum. Doruk Bey bu kampın ardından bize bir ödev verdi: 1 ay boyunca her gün nefes çalışması ve 1 dakika soğuk duş. Bugün tam 12. gün… Ne zaman gün içinde bir destek arasam nefesin hep burada olduğunu hatırlayıp nefesime odaklandım ama bugün başka bir şey oldu. Yorucu ve koşturmalı bir günün sonunda eve döndüğümde otomatik pilotta gibi kendimi soğuk duşun altında buldum. Bugüne kadar birçok alışkanlık edinmek istedim herkes gibi kiminde başarılı ve pek çoğunda başarısız oldum. “Asla yapamam” diye başladığım bu alışkanlık edinme sürecim 12. günde oldu. Bugüne kadar olan bütün alışkanlık girişimlerim için sorabileceğim tek bir soru var: Ben edinmek istediğim hangi alışkanlığın ardından böyle hissettim? Merak ediyorum kış geldiğinde bu alışkanlığım nasıl evrilecek 🙂
Sayıların Aldatmacası: 21 Gün Mitolojisi
“Bir alışkanlığı oturtmak 21 gün sürer” efsanesi, aslında plastik cerrah Dr. Maxwell Maltz’ın 1960’larda hastalarının ameliyat sonrası yüzlerine alışma süresini yanlış yorumlamasından doğmuş. Modern nöroloji ve davranış bilimleri ise bu sürenin kişiye, bağlama ve davranışın karmaşıklığına göre 18 günden 254 güne kadar esneyebildiğini gösteriyor.
Bir davranışın otomatikleşmesinde tekrar elbette önemli zira aynı bağlamda tekrar edilen davranışlar zamanla daha az zihinsel çaba gerektirir. Sabah kahveyi hazırlarken hangi dolabı açacağımızı düşünmememiz, eve girince anahtarı aynı yere bırakmamız ya da arabaya bindiğimizde kemeri düşünmeden takmamız biraz da bu yüzden.
Ama beynimiz yalnızca “bu davranışı kaç kere yaptım?” bilgisini işlemez aynı zamanda şunu da öğrenir: bu davranış bana ne getirdi? Yani her sabah saat 06:00’da koşuya çıkmayı sırf “alışkanlık olsun” diye hedeflediğinizde, zihniniz bunu bir ödülden çok, her sabah yeniden verilmesi gereken bir irade sınavıyla eşleştirebilir. Bu davranış bana ne getirdi? Rahatlama mı? Keyif mi? Başarı mı? Kontrol mü? Güven mi? Utanç mı? ve daha niceleri…
Bir davranışın ardından yaşadığımız deneyim, o davranışa yeniden yaklaşma ihtimalimizi tetikler. Zaman, kendi başına hiçbir şeyi kalıcı kılmaz; sadece tekrarın geçtiği koridor ve o koridorun ışıklandırılması ise hislerle mümkün.
Bazı davranışları birkaç kez yaptıktan sonra tekrar etmek isterken bazılarını haftalarca sürdürmemize rağmen bir türlü hayatımızın doğal bir parçası haline getiremiyoruz. Bunun nedeni alışkanlık dediğimiz şeyin yalnızca davranışın tekrarı değil; davranışla kurduğumuz ilişkinin de tekrarı olması.
Eğer bir davranışın etrafına sürekli yetersizlik, zorunluluk, suçluluk ve performans baskısı örüyorsak, bedenimizin ve zihnimizin o davranışı büyük bir heyecanla hayatımıza almak istememesine neden şaşırıyoruz?
Hisleri Tasarlamak: "Zorunlu" Yerine "Anlamlı"
Bir davranışı kalıcı kılmak istiyorsak, ona yüklediğimiz duygusal katmanı dönüştürmemiz gerekir. İşin sırrı, süreci irade savaşına çevirmek değil, ona eşlik eden duygu mimarisini yeniden tasarlamak.
Peki bunu nasıl yapabiliriz?
İlki ve her yerde gördüğümüz öneriyi ben de sunacağım: Sürtünmeyi azalt, hazzı öne çek. Kahve içme ritüelini çok sevdiğin için mi her sabah o bardağa uzanıyorsun, yoksa kafeine bağımlı olduğun için mi? Büyük ihtimalle o kokunun, o sıcaklığın ve o 10 dakikalık yavaşlama hissinin sana verdiği konfor için. Alışkanlıklarımıza aynı konfor alanını yaratmalıyız.
Benim en sevdiğim yöntem; kimlik bağı kurmak. “Her gün 10 sayfa kitap okuyacağım” demek bir hedef cümlesi ve hedef cümleleri zamanla aşınır. “Ben meraklı ve sürekli öğrenen bir insanım, okumak benim nefes alma biçimim” demek ise kimlik. Davranış, kişinin kendine dair algısıyla örtüştüğünde onu her seferinde yalnızca iradeyle taşımak zorunda kalmayız.
Bir diğeri ise; anlık tatmin. Evet hemen istiyoruz hem de artık her şeyi! Ama hem alışkanlık edinmek şıp diye olan bir şey değil hem de beyin, uzak gelecekteki ödülleri (3 ay sonra fit olmak veya 1 yıl sonraki kariyer) pek umursamıyor. O yüzden sürecin içine anında küçük bir kutlama, zihinsel bir rahatlama veya keyifli bir eşlikçi yerleştirmek, o anki hissi pozitif yönde manipüle edebilir.
Benim yöntemimse alışkanlık değil ilişki…
Alışkanlıklara biraz şöyle bakmayı seviyorum. “Bunu alışkanlık haline getirmeliyim” yerine: “Bununla nasıl bir ilişki kurmak istiyorum?” Bu değişikliği edinmek istediğimiz her alışkanlık için uygulayabiliriz. Sporla, yemekle, yazmakla, çalışmakla, dinlenmekle, telefonla, uyumakla ve hatta kendimizle bile.
Bir davranışı hayatımız boyunca sürdürebilmek için onu her gün sevmemiz gerekmiyor. Her sabah büyük bir motivasyonla uyanmamız da gerekmiyor ama o davranışın hayatımızdaki anlamının sürekli ceza, zorunluluk, yetersizlik ve mücadele olması da sürdürülebilir görünmüyor.
Ben her sabah o soğuk suyun altına zorunlu olduğum ya da kendimle mücadele ettiğim için değil, sonra yaşayacağım zihinsel ve biyolojik tatmin için giriyorum. Bedenim, sonrasında nasıl hissedeceğini benden önce hatırlıyor gibi. 🙂
Bence alışkanlık dediğimiz şey, aynı şeyi yeterince uzun süre yapmak değil, aynı şeye yeterince çok kez geri dönebilmek. Bir takvim meselesi değil, bir içsel uyum meselesi.
İnsan zihni, zamanın baskısına değil, ruhuna iyi gelen hisse sadık kalır. Bir alışkanlık edinmeye niyetlenirken kendinize sorun:
Bunu yaptığımda nasıl hissediyorum? Yaptıktan sonra nasıl hissediyorum? Yarın buna geri dönmek istiyor muyum?
Ve bir güzel haber…
Studio Plus kurucusu sevgili Nilay Aydoğan ile pek yakında Intellectual Club’da bu ve daha nice konuyu hem birlikte konuşacağız hem de üzerinde birlikte çalışacağız.
Bizi takipte kalın…